Özel Ders mi, Kurs mu, Kendi Başına mı? Matematik İçin Doğru Seçim
Üçü birbirinin rakibi değil, farklı sorunların çözümü. Hangi öğrenciye hangisinin işe yaradığını, hangi durumda paranın boşa gittiğini bir matematik öğretmeninin gözünden anlatıyorum.
Eylülde en sık sorulan soru bu. "Hocam kursa yazdırdık, bir de özel ders gerekir mi?" ya da tam tersi: "Kursa mı versek, özel ders mi alsak?"
Sorunun kuruluşunda bir hata var. Bunlar birbirinin alternatifi değil. Farklı problemleri çözen araçlar. Birini diğerinin yerine koyduğunuzda, paranızı çözmediğiniz bir soruna harcamış olursunuz.
Aşağıda üçünü de, kendi işime gelen tarafından değil, gerçekte nasıl çalıştıkları üzerinden anlatacağım. Bazı durumlarda özel dersin gereksiz olduğunu da söyleyeceğim, çünkü öyle.
Önce şu hesabı yapın: dakikada kaç dakika?
Bir kurs dersini düşünün. Yirmi kişilik sınıf, kırk beş dakika. Öğretmen konuyu anlatıyor, birkaç soru çözüyor, tahtaya kaldırıyor, soru alıyor.
O kırk beş dakikanın ne kadarı sizin çocuğunuzun kendi eksiğine ayrılmış olur? Dürüst cevap: iki ila beş dakika. Kalan kırk dakika, sınıfın ortalamasına hitap eden bir anlatımdır.
Bu kötü bir şey değil. Kurs zaten bunu vaat ediyor: müfredatı toplu ve düzenli biçimde işlemek. Sınıf ortalamasının içindeyseniz bu son derece verimli bir modeldir.
Sorun şu ki matematikte sınıf ortalaması diye bir öğrenci yoktur. Bir öğrenci köklü sayılarda takılır, diğeri problemde, üçüncüsü hız sorunu yaşar. Ortalamaya anlatılan ders, ortalamanın altındakini geride bırakır ve üstündekini yavaşlatır.
Bire bir derste ise kırk dakikanın kırkı tek bir öğrencinin eksiğine gider. Fiyatı saat başına karşılaştırdığınızda özel ders pahalı görünür. Öğrencinize düşen gerçek dikkat süresi üzerinden karşılaştırdığınızda tablo değişir.
Yine de bu hesap tek başına yeterli değil, çünkü kursun sattığı şey sadece anlatım değil.
Kursun gerçekten iyi yaptığı üç şey
Dış disiplin sağlar. Evde çalışamayan bir öğrenci için kursun en değerli tarafı konu anlatımı değil, çocuğu haftanın belirli saatlerinde masaya oturtmasıdır. Bunu küçümsemeyin. Pek çok öğrencinin asıl eksiği bilgi değil, rutin.
Akran ortamı ve karşılaştırma imkanı verir. Öğrenci nerede olduğunu görür. Yalnız çalışan bir öğrenci kendi seviyesini yanlış tahmin eder. Genelde olduğundan iyi sanır.
Deneme altyapısı ve istatistik sunar. Düzenli deneme, sıralama, net takibi. Bunu tek başına kurmak zordur.
Ve pratik bir gerçek daha: sınav yılında haftada yirmi saat ders gerekiyorsa, bunu özel derse çevirmek maliyet olarak mümkün değildir. Kurs, hacim işini çözer.
Kendi başına çalışmak ne zaman yeterlidir
Bunu söyleyen bir öğretmen az bulunur ama bazı öğrencilerin hiçbir ek desteğe ihtiyacı yok.
Şu üç şart birdeyse para harcamayın:
Öğrenci kaynağını doğru seçebiliyor ve bitiriyor. Yarım kalmış beş kitap değil, bitmiş bir kitap.
Yanlışlarını düzenli olarak inceliyor. Yanlış defteri tutan ve iki hafta sonra aynı soruyu tekrar çözen bir öğrenci, çoğu kurs öğrencisinden hızlı ilerler.
Takıldığında sorabileceği biri var. Okuldaki öğretmeni, bir arkadaşı, ağabeyi. Takılma anında cevap alabilmek matematikte kritik; cevapsız kalan bir takılma iki gün sonra "ben bu konudan hoşlanmıyorum"a dönüşür.
Bu profildeki öğrenciye özel ders satmak dürüst bir iş değil. Yapmıyorum.
Özel ders tam olarak neyi çözer
Özel dersin tek bir gerçek üstünlüğü var: tempo ve içerik öğrenciye göre kurulur.
Bu şu anlama gelir. Öğrenci onuncu sınıfta ama sorun sekizinci sınıftaki bir eksikten geliyorsa, geriye dönüp oradan başlarız. Hiçbir kurs bunu yapamaz, çünkü yirmi kişinin on dokuzu için o konu zaman kaybıdır.
En çok fayda gördüğüm öğrenci profilleri şunlar:
Temelinde boşluk olan öğrenci. Kursta konu akar, o arkada kalır. Her hafta biraz daha kopar. Bu öğrenciye daha fazla ders değil, doğru noktadan başlayan bir ders gerekir.
Tek bir dersi geri kalan öğrenci. Diğer derslerinde sorun yok, sadece matematik. Bütün bir kurs paketi almak, çözülmesi gereken sorunun beş katı kadar hizmet satın almaktır.
"Anlıyorum ama çözemiyorum" diyen öğrenci. Bu en yaygın ve en yanlış teşhis edilen durum. Anlatım sorunu değil, üretim sorunu. Çözümü de anlatımı tekrar dinlemek değil, birinin yanında otururken kendi başına çözmeyi denemek. Bunu ancak bire bir yapabilirsiniz.
Zamanı sıkışık öğrenci. Sınava aylar kalmış, tüm müfredatı baştan işlemenin anlamı yok. Neyin çalışılmayacağına karar vermek gerekir ve bu karar öğrenciye özgüdür.
Geçen yıl kasım ayında 8. sınıfa giden bir öğrencim geldi. Düzenli olarak kursa gidiyor, ödevlerini yapıyor ve devamsızlık sorunu yaşamıyordu; buna rağmen eylül ayından beri LGS denemelerinde matematik netleri 7–8 civarında kalmıştı. Ailesi, “Hocam çalışıyor, neden netleri yükselmiyor?” diye soruyordu.
İlk derste kareköklü ifadeler içeren bir soruyu çözmesini istedim. Asıl sorun kareköklü ifadeler değildi: parantez dağıtırken işareti kaybediyor, rasyonel ifadeleri paydaları eşitlemeden topluyordu. Yani boşluklar 7. sınıf cebirsel ifadeler ve rasyonel sayılar konularındaydı; kursta ise çoktan özdeşliklere geçilmişti. Mevcut konuyu tekrar etmek, alttaki katmanı görünür kılmayacaktı.
Dört ders boyunca bu temelleri onardık. Öğrenci kurstan ayrılmadı; özel ders kursla paralel devam etti. Ocak ayındaki denemede matematik neti 13’e ulaştı. Buradaki önemli nokta sayıdaki artış değil, öğrencinin artık kurstaki matematik anlatımını takip edebilmesiydi. Özel ders burada kursun alternatifi olmadı; öğrencinin kurstan yararlanmasını engelleyen temel boşluğu ortaya çıkarıp tamamladı.
Özel dersin para kaybı olduğu durumlar
Bunları da yazayım, çünkü her hafta rastlıyorum.
Öğrenci ders dışında hiç soru çözmüyorsa. Haftada iki saat ders, haftanın kalan yüz altmış saatinde hiçbir şey yapılmıyorsa sonuç vermez. Ders, çalışmanın yerine geçmez; çalışmanın yönünü belirler. Bunu baştan söylüyorum ve kabul etmeyen aileyle çalışmıyorum.
Öğrenci istemiyorsa ve tamamen aile kararıysa. Bire bir ders, kaçacak yeri olmayan bir ortamdır. İsteksiz öğrenci için bu avantaj değil, baskıdır. Önce isteksizliğin sebebine bakmak gerekir.
Sorun matematik bilgisi değil, düzense. Konuyu bilen ama planına sadık kalamayan bir öğrenciye ders saati eklemek, yanlış ilacı artırmaktır. Bu durumda eğitim koçluğu daha doğru bir tercih. Daha ucuz ve daha isabetli.
Haftada bir ders alınıp arada hiçbir şey yapılmıyorsa. Bir hafta arayla gelen iki ders arasında unutma eğrisi işini bitirir. Ya sıklığı artırın ya da ders aralarına düzenli çalışma koyun.
Pratikte çoğu öğrenci için doğru cevap
Velilerle konuşurken kullandığım basit bir sıralama var.
Önce şunu sorun: çocuğunuz evde kendi başına çalışabiliyor mu?
Cevap hayırsa, öncelik yapı kurmaktır. Bu bir kurs olabilir, koçluk olabilir, hatta sabit saatlerde kütüphaneye gitme alışkanlığı olabilir. Yapı olmadan alınan hiçbir ders tutmaz.
Cevap evetse, ikinci soruyu sorun: hangi derste, hangi konuda takılıyor?
Dağınık bir eksik varsa ve birçok ders etkileniyorsa, toplu bir çözüm mantıklı. Tek bir derste yoğunlaşan bir eksik varsa, hedefli ve kısa bir destek çok daha verimli. Sekiz on derslik bir paket, altı aylık bir kurs taahhüdünden hem ucuz hem isabetli olabilir.
Üçüncü soru: bu eksik ne kadar eskiye dayanıyor?
Bu yılsa hızlı kapanır. Yıllara yayılmışsa, kimse size "üç ayda hallederiz" dememeli. Böyle diyen varsa mesafeli durun.
Bu üç soruyu daha ayrıntılı konuşmak isterseniz, önce çocuğunuzun haftalık dağılımını görmek işe yarar. Ücretsiz çalışma programı aracımızı kayıt olmadan kullanabilirsiniz; ortaya çıkan tablo, hangi desteğe ihtiyaç olduğunu genelde net biçimde gösterir.
Hangisi kime uyar?
Kurs hacmi ve rutini çözer. Kendi başına çalışmak, disiplini olan öğrenci için yeterlidir ve en ucuzudur. Özel ders ise kişiye özgü bir eksiği kapatır: geneli değil, tekili.
Yanlış olan, birini diğerinin yerine koymak. Rutini olmayan öğrenciye özel ders almak da, temelinde boşluk olan öğrenciyi kursta akışa bırakmak da aynı hatanın iki yüzü.
Çocuğunuzun hangisine ihtiyacı olduğundan emin değilseniz bize ulaşın, birlikte bakalım. Küçükçekmece ve çevresinde yüz yüze, diğer şehirlerden online çalışıyoruz. Paketleri ve ücretleri buradan görebilirsiniz.
