Çocuğum Matematikten Kopuyor: Özel Ders İçin Doğru Zaman Ne Zaman?
Her düşük not özel ders gerektirmez. Ama bazı işaretler beklendiğinde açığın büyümesine yol açar. Sekiz yıllık öğretmenlik deneyimiyle, ne zaman beklemek ne zaman müdahale etmek gerektiğine dair bir rehber.
Telefonlar genelde iki dönemde yoğunlaşır: eylülün ikinci haftası ve karnelerin dağıldığı gün.
Konuşma da çoğu zaman aynı cümleyle başlar. "Hocam, aslında zeki bir çocuk ama matematikle arası hiç iyi değil."
Bu cümleyi sekiz yılda kaç kez duyduğumu bilmiyorum. Her seferinde sorduğum ilk soru aynı: bu ne zaman başladı? Cevap "bu yıl" ise iş genelde düşünüldüğünden kolaydır. "Ortaokuldan beri böyle" ise farklı bir tabloyla karşı karşıyayızdır.
Bu yazıda, bir veli olarak ne zaman beklemenin makul, ne zaman beklemenin maliyetli olduğunu anlatmaya çalışacağım. Amacım herkesi özel derse yönlendirmek değil. Aksine, gelen öğrencilerin bir kısmına "şu an buna ihtiyacınız yok, şunu deneyin" dediğim oluyor.
Matematik neden diğer derslere benzemez
Tarihten kötü not alan bir öğrenci, bir sonraki üniteye temiz bir sayfayla başlayabilir. Osmanlı'nın kuruluşunu bilmemek, sanayi devrimini anlamasına engel değildir.
Matematikte böyle olmaz. Kesirlerde eksik kalan bir öğrenci oranı öğrenemez. Oranı öğrenemeyen yüzdede takılır. Yüzdede takılan problemleri çözemez. Denklemde zorlanan bir öğrenci fonksiyonlara geldiğinde kaybolur.
Yani matematikteki her açık, kapatılmadığı sürece faiz işler.
Bunun pratik sonucu şu: matematikte bekleme kararı, diğer derslerdeki bekleme kararıyla aynı şey değildir. Bir dönem beklemek "bir dönem geri kalmak" anlamına gelmez, çoğu zaman "iki dönemlik açık" anlamına gelir.
Dikkat etmeniz gereken dört işaret
Karne notu tek başına yeterli bir gösterge değil. 70 alan bir öğrenci ciddi bir açığın üstünü kapatıyor olabilir, 55 alan bir öğrenci ise sadece kötü bir sınav geçirmiş olabilir. Ben nota değil şu dört şeye bakarım.
"Anladım" diyor ama tek başına soruya başlayamıyor. Öğrenci sizinle veya öğretmeniyle çözerken her adımı takip eder, başını sallar, "tamam hocam anladım" der. Ertesi gün aynı tipte bir soruyla yalnız kaldığında boş sayfaya bakar. Bu, konuyu anlamamak değildir; anlamayı çözüme dönüştürememektir. Çok yaygın ve çok yanlış teşhis edilir. Veli "anlamıyor" der, oysa öğrenci anlıyor ama üretemiyor.
Çalışma süresi var, çalışma çıktısı yok. Odasında iki saat geçiriyor, defter dolu görünüyor, ama soru çözüm sayısı düşük. Genelde video izleyip not almakla vakit geçirilir. İzlemek pasif bir iştir ve insana öğrendiği hissini verir. Matematikte öğrenme, sadece kendi başına soru çözerken gerçekleşir.
Yanlışlarına bakmıyor, hepsini "dikkatsizlik" diye geçiştiriyor. Bu benim en çok önemsediğim işaret. Bir öğrenci yanlışını "dikkatsizlik" olarak etiketliyorsa, o yanlıştan öğrenme kapısını kapatmış demektir. Oysa aynı tip dikkatsizlik tekrar ediyorsa o artık dikkatsizlik değildir, bir alışkanlıktır. İşaret hatası hep aynı adımda çıkıyorsa, orada öğrenilmemiş bir kural vardır.
Matematiği bilinçli olarak erteliyor. Çalışma listesinde matematik hep en sona kalıyorsa, bu bir plan sorunu değil bir kaçınma davranışıdır. İnsan kendini yetersiz hissettiği işi en sona bırakır. Bu noktada sorun teknik olmaktan çıkıp özgüvene dönüşmüştür ve kendi kendine düzelmesi zordur.
Bu dördünden ikisi ve üzeri varsa, beklemenin bir faydası yok.
Ne zaman gerçekten beklenebilir
Her düşüş kalıcı bir sorun değil. Şu durumlarda bir dönem gözlemek makul:
Konu geçici olarak zorlaşmıştır. Sekizinci sınıfta üslü ifadeler, dokuzuncuda kümeler ve mantık, on birinci sınıfta türev. Bunlar birçok öğrencinin geçici olarak tökezlediği yerlerdir. Bir sonraki ünitede toparlanıyorsa mesele yok.
Okulda öğretmen değişmiştir. Uyum birkaç hafta sürer. Notlar bir sınav boyunca düşüp sonra düzeliyorsa müdahale gerekmez.
Ailede veya sağlıkta bir aksama olmuştur. Odaklanamamanın sebebi matematik değildir. Bu durumda öğrenciye ders eklemek yükü artırır, faydası olmaz.
Ortak nokta şu: sebep matematiğin kendisi değilse, çözüm de matematik dersi değildir.
Beklemenin pahalıya patladığı üç durum
Kopuş temel konularda. Öğrenci trigonometride zorlanıyorsa bu normaldir. Ama dört işlem, kesir, oran, temel denklem gibi taşıyıcı konularda tereddüt ediyorsa, bu açığın üstüne yeni konu koymanın hiçbir anlamı yok. Üstüne inşa yapılan zemin çürükse, inşaat yükseldikçe sorun büyür.
İkinci dönem üst üste düşüş. Bir dönemlik düşüş sinyaldir, iki dönemlik düşüş eğilimdir. İkinci dönemde de aynı yerdeyse artık "bu sene toparlar" beklentisi gerçekçi değildir.
Sınav yılındasınız. 8. sınıf ve 12. sınıfta zaman matematiksel olarak sınırlı. Ekimde başlayan bir destekle şubatta başlayan bir destek arasında dört aylık fark var ve bu fark kapatılabilecek konu sayısını doğrudan belirliyor. Sınav yılında "biraz daha bakalım" demenin bedeli, diğer yıllardakinden çok daha yüksek.
Bazen kopuşun nedeni öğrencinin o gün anlatılan konuyu anlayamaması değil, çok daha önce oluşmuş küçük boşluklardır. Yeni konu eski bilginin üzerine kuruldukça o boşluk büyür; öğrenci bir süre öğretmeni takip etmeye çalışır ama bir noktadan sonra anlatılanlar birbirine bağlanmamaya başlar. Dışarıdan “matematikten soğudu” gibi görünür, oysa çoğu zaman önce temel zayıflamış, isteksizlik daha sonra gelmiştir.
Özel ders almadan önce deneyebileceğiniz iki şey
Buraya kadar okuduysanız, çocuğunuzun durumu hakkında bir fikriniz oluşmuştur. Ama doğrudan özel derse geçmeden önce iki şeyi denemenizi öneririm. Bazı öğrenciler için bu ikisi yeterli oluyor.
Bir hafta boyunca çözülen soru sayısını yazın. Çalışma süresini değil, çözülen soru sayısını. Çoğu velinin gördüğü tablo şu: haftada on saat çalışma, kırk soru. Bu oran bozuksa sorun bilgi eksikliği değil, çalışma biçimidir ve düzeltilmesi özel ders gerektirmez.
Yanlış yapılan soruları bir deftere ayırın. Bir hafta sonra bakın: yanlışlar dağınık mı, yoksa aynı iki üç konuda mı toplanıyor? Dağınıksa genel bir eksik var. Belirli konularda toplanıyorsa hedefli ve kısa bir destek yeterli olur. Sekiz derslik bir paket bile fark yaratabilir.
Bu iki adımı kendi başınıza yapabilirsiniz. İsterseniz ücretsiz çalışma programı aracımızı kullanarak haftalık dağılımı da oturtabilirsiniz; kayıt gerektirmiyor.
Özel ders mi, koçluk mu?
Bu ayrımı netleştirmek önemli, çünkü yanlış destek para ve zaman kaybettirir.
Çocuğunuz konuyu anlamıyorsa, soruyu okuduğunda nereden başlayacağını bilmiyorsa, temel bilgide boşluk varsa, ihtiyacı özel ders.
Konuyu biliyorsa, çözebiliyorsa, ama düzen kuramıyor, erteliyor, planına sadık kalamıyorsa, ihtiyacı özel ders değil. O zaman ders saati eklemek işe yaramaz, çünkü sorun bilgide değil sürdürülebilirlikte. Bu durumda eğitim koçluğu daha doğru bir yatırım.
İkisi birden varsa ki sık rastlanır, ayrı ayrı almak yerine birlikte yürütmek daha verimli olur.
Önce eksiği bul, sonra desteği seç
Velilerin en sık yaptığı hata geç kalmak değil, yanlış şeye erken müdahale etmek. Çocuk matematikten kaçıyorken üstüne haftada üç ders koymak, çoğu zaman kaçışı hızlandırır.
Doğru sıra şu: önce neyin eksik olduğunu anlamak, sonra ona uygun desteği seçmek.
Çocuğunuzun durumunu anlatmak isterseniz bize yazın, nereden başlamanın mantıklı olduğunu konuşalım. Küçükçekmece ve çevresinde yüz yüze, Türkiye'nin her yerinden online çalışıyoruz.
